Prof. Dr. Esra Meltem KoçProf. Dr. Esra Meltem KoçAile Hekimliği

Yayınlar

25 kayıt

2025 · Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi

MEME KANSERİ İZLEM HASTALARININ BİRİNCİ BASAMAKTA TARAMA HİZMETLERİNDEN YARARLANMA DURUMLARI

Meryem Çakır, Esra Meltem Koç, Zeynep Gülsüm Güç, Yasemin Özkaya, Ahmet Alacacıoğlu, Utku Oflazoğlu, Yüksel Küçükzeybek

Onkoloji · Sağlık Bilimleri ve Hizmetleri

Amaç: Meme kanseri, kadınlar arasında en yaygın kanser türü olup, özellikle gelişmekte olan ülkelerde insidans ve mortalitesi artmaktadır. Tarama programları, hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce hastalığı tespit etmeyi amaçlar. Türkiye'de 40-69 yaş arası kadınlar için iki yılda bir mamografi taraması önerilmektedir. Bu çalışmanın amacı, meme kanseri tanısı almış ve tedavileri tamamlanmış hastaların, tanı öncesinde aile hekimlerinden kanser taraması hizmeti alma durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel analitik desende planlanan çalışma, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde, 40-70 yaş arası meme kanseri tedavileri tamamlanmış kadın hastalar üzerinde yürütüldü. Veri toplama süreci Haziran-Ağustos 2020'de gerçekleştirildi. Veriler, hastaların sosyodemografik özellikleri ve meme kanseri taramalarıyla ilgili bilgi içeren 35 soruluk bir form kullanılarak toplandı. İstatistiksel analizler SPSS 16 programı ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya 225 kadın dâhil edildi ve bunların %47,1'ine tanı konulmadan önce mamografi çekilmesi önerildiği görüldü. Hastaların sosyodemografik özellikleri ve yaşam tarzı alışkanlıkları ile tarama önerisi almaları arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunmadı. Birinci basamak hekimleri tarafından iletişime geçilen, ailede meme kanseri öyküsü sorgulanan, klinik meme muayenesi yapılan veya kendi kendine meme muayenesi öğretilen kadınların tanıdan önce mamografi önerisi alma oranı daha yüksekti. Lojistik regresyon analizinde, üniversite ve daha yüksek eğitim düzeyine sahip kadınların birinci basamakta daha az oranda mamografi çektirme önerisi aldığı bulundu. Sonuç: Kanser taramaları, hastaların yaşam süresi ve kalitesine olumlu etkisi olan uygulamalardır. Birinci basamak hekimleri, kanser taramaları konusunda önemli bir role sahiptir. Kanser tarama programlarının hedeflerine ulaşabilmesi için istikrarlı bir politika sürdürülmesi ve sağlık çalışanlarının bilgi ve farkındalıklarının artırılması büyük önem taşımaktadır.

Devamını okumak için tıklayın →

2024 · The Anatolian journal of general medical research

Aile Hekimliği Asistanlarının Yapay Zekaya İlişkin Bilgi ve Yaklaşımları

İsmail Çifçi, Esra Meltem Koç

Tıbbi İnformatik · Genel ve Dahili Tıp · Bilgisayar Bilimleri, Yapay Zeka

Amaç: Bu çalışmanın amacı, aile hekimliği asistanlarının yapay zeka kullanım alanlarını tespit etmek ve yapay zekanın sağlık alanında kullanımı ile bilgi ve yaklaşımlarını değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı tipte araştırma olarak tasarlandı. Katılımcıları İzmir ilindeki 4 üniversite hastanesinde aile hekimliği eğitimi alan asistanlar oluşturdu. Veriler online yöntemle araştırmacılar tarafından hazırlanmış anket kullanılarak toplanmıştır. Anket katılımcıların yapay zeka kullanımları ile ilgili ön bilgilerin yanı sıra sağlık alanında yapay zekaya yönelik yaklaşımlarını değerlendirmeyi amaçlayan çeşitli bölümleri içeriyordu. Bulgular: Araştırmaya 108’i (%52,9) kadın, 96’sı (%47,1) erkek olmak üzere toplam 204 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların %64,7’si (n=132) yapay zeka özelinde kendini temel düzeyde bilgi sahibi olarak tanımlarken, %69,1’i (n=141) tıbbi görüntüleme alanında yapay zeka kullanımı ile ilgili bilgiye sahipti. Katılımcıların %85,3’ü (n=174) uzmanlık eğitiminde yapay zeka uygulamaları dersleri olmasını isterken sadece %35,3’ü (n=72) yapay zekayı güvenilir buluyordu. Katılımcıların %98,5’i (n=201) yapay zekanın bir hekim gibi kayıt tutabileceğini, %75’i (n=153) hastalık prognozu analiz edebileceğini düşünüyor, %97,1’i (n=198) yapay zeka kullanımı ile teşhis için geçen sürede kısalma olacağını, %80,9’u (n=165) tedavi maliyetlerinde azalma olacağını düşünüyordu. Sonuç: Yapay zeka gelecekte sağlık alanında ve özellikle birinci basamakta daha aktif yer bulacak gelişmelerden biridir. Katılımcıların önemli bir kısmı yapay zekanın bazı sağlık hizmetlerini bir hekim gibi gerçekleştirebileceğini, birçok alanda olumlu etkiler yapacağını ve uzmanlık eğitiminde sağlıkta yapay zeka dersleri olmasını istiyordu. Bu sebeple aile hekimliği asistanlarının yapay zeka alanında eğitim alarak bilgi düzeylerinin artırılması verilen sağlık hizmeti sunumuna katkı sunacaktır.

Devamını okumak için tıklayın →

2024 · Journal of Basic and Clinical Health Sciences

Decision Tree-Based Classification Approach to Discover Factors Affecting Vitamin D Level with Machine Learning

Ceyda Ünal, Cihan Çılgın, Süleyman Albaş, Esra Meltem Koç

Tıbbi Araştırmalar Deneysel · Bilgisayar Bilimleri, Yapay Zeka

Purpose: Vitamin D level is emphasized as an important biomarker in determining risk factors for different diseases. Vitamin D is an important vitamin for human health and its deficiency is associated with serious health problems. Therefore, it is of great importance to detect vitamin D deficiency, which can be easily prevented and treated. The possible relationship between vitamin D deficiency and musculoskeletal pain, osteoporosis, diabetes mellitus, hypertension is frequently discussed in researches. In this research, it is aimed to analyze the factors in determining the vitamin D level and the decision rules related to it. Methods: A descriptive framework based on one of the machine learning techniques, that is decision tree is followed. The data used to create the decision rules were obtained from volunteers between the ages of 18-85 who applied to Izmir Katip Çelebi University Atatürk Training and Research Hospital Infectious Diseases and Family Medicine Polyclinics and agreed to participate in the study between 01.03.2017 and 01.09.2017. Results: It was observed that age, gender and laboratory test values are strong predictors for vitamin D level. As a result of two CART (Classification and Regression Trees) models, %90.47 and %95 predictive accuracies were observed respectively. In the first model, uric acid, age and creatine; in the second model TSH, ALP and smoking(yes) were the most important three biomarkers affecting vitamin D level. Discussion: The collected features give a comprehensive list of variables that have an effect on vitamin D in the dataset under consideration. Important findings of the study include not only the identification of these variables, but also the effective categorization determination procedures. In contrast to previous research, the Age variable is the most influential factor within the scope of this dataset, which includes demographic information on patients and their existing disorders.

Devamını okumak için tıklayın →

2024 · Eurasian Journal of Family Medicine

The Perception of Chronic Disease Management of Family Physicians and Family Medicine Residents

Sanem Baykan Tuzuner, Esra Meltem Koc, Melih Kaan Sozmen, Hilal Aksoy

Temel Sağlık Hizmetleri · Sağlık Bilimleri ve Hizmetleri · Hemşirelik

Aim: This study aims to evaluate the attitudes and behaviors of family physicians and family medicine residents working in primary care regarding the management of chronic diseases and the use of diagnosis and treatment guidelines. Methods: In the cross-sectional study, data were collected from the participants online, with the help of a questionnaire in the first part consisting of the sociodemographic characteristics of the physicians and their views, behaviors and attitudes about chronic care, and in the second part, a data form prepared by the researchers using the Patient Assessment of Chronic Illness Care Scale. Results: Of the participants, 57.3% use the diagnosis and treatment guidelines prepared for chronic diseases, 37.7% (n=148) do not use guidelines. The remaining 5.1% (n=20) are not aware of such guidelines. Among the physicians who do not use guides, 58.8% stated that they don’t use guides because they don’t have sufficient motivation to use the diagnosis and treatment guides in their daily practice, 49.3% don’t have enough time to use the guides, 29.1% don’t have foreign language proficiency to follow international guides. Conclusion: Family physicians will be able to take a more active role in the management of chronic diseases after the development of diagnostic treatment guides for primary care and the establishment of the necessary infrastructure for integrated information systems that can be accessed electronically.

Devamını okumak için tıklayın →

2023 · Sakarya Tıp Dergisi

Aksiller Lenf Bezlerinin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) Tekstür Analizi Sonuçlarının Patoloji Sonuçları ile Karşılaştırılması

İsmail DİLEK, Zehra Hilal ADIBELLİ, Ali Murat KOÇ, Gamze DAL, Esra Meltem NUZLUMLALI, Asuman Argon ARGON

Onkoloji · Radyoloji, Nükleer Tıp, Tıbbi Görüntüleme

Amaç Bu çalışmanın amacı meme kanserli hastalarda metastatik aksiller lenf nodlarının (ALN) saptanmasında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve tekstür analizi (TA) özelliklerinin etkinliğini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler Çalışmaya 2018-2020 tarihleri arasında hastanemiz Girişimsel Radyoloji bölümünde ALN’lere yönelik ince iğne aspirasyon biyopsisi ve/veya kesici iğne biyopsisi işlemi yapılan, dinamik kontrastlı ve diff üzyon meme MRG’de patolojik görünümlü ALN’si olan 18 yaş üzeri kadın hastalar dahil edilmiştir. Bulgular Benign ve malign lenf nodları arasında T2A yağlı hilus varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p=0,008). MRG tekstür analizi sonuçlarının değer- lendirilmesinde; benign ve malign grupta T2 area ve T2 skewness değerleri arasında (sırasıyla p=0,006; 0,029), ADC area ve ADC kurtosis değerleri arasında (sırasıyla p=0,027;0,005), postkontrast T1 area, postkontrast T1 variance ve postkontrast T1 kurtosis değerleri arasında ( sırasıyla p=0,036;0,010; <0,001) anlamlı farklılık saptandı. Malign grupta yer alan olguların mikrometastaz ve makrometastaz durumunu ayırt etmede anlamlı olan MR özellikleri prekontrast T1 ağırlıklı görüntülerde ortalama sin- yal intensitesi (p=0,048), MR tekstür parametrelerinden T2 ağırlıklı görüntülerde Area, Skewness, Kurtosis; difüzyon ağırlıklı görüntülerde ADC sekanslarda Area, Mean, Kurtosis, Sumentropi, Entropi; postkontrast T1 ağırlıklı görüntülerde Area ve Kurtosis değerleri olduğu görüldü (p:<0,001-0,015). Sonuç Manyetik Rezonans görüntüleme bazlı tekstür analizi giderek artan sıklıkta kullanılan bir uygulama olmasına rağmen literatürde aksiller lenf bezine yönelik MRG tekstür analizini araştıran yeterli çalışma yoktur. Noninvaziv ve tekrarlanabilir bir yöntem olan MRG TA, metastatik ALN’leri preoperatif dönemde karakterize etmede diğer MRG yöntemlerine katkı sağlamaktadır.

Devamını okumak için tıklayın →

2023 · Eurasian Journal of Family Medicine

Cardiovascular Risk Awareness and Score Among Men Between the Ages of 40 and 65

Ahmet TEKİN, Esra KOÇ, Hilal AKSOY, Melih Kaan SÖZMEN

Genel ve Dahili Tıp · İşletme · Sağlık Politikaları ve Hizmetleri · Kalp ve Kalp Damar Sistemi

Aim: Studies on the relationship between cardiovascular disease risk level and cardiovascular disease risk factors knowledge levels are limited in the literature. Our study mainly aimed to determine the cardiovascular diseases risk level and the cardiovascular disease risk factors knowledge level of the individuals. Methods: Males between the ages of 40 and 65, being informed about the study and agreed to participate in the study, and having cholesterol values checked in the last 3 months were included in the study. A demographic data questionnaire and Cardiovascular Diseases Risk Factors Knowledge Level Scale was administered to the participants by the researcher using the face-to-face interview technique. The cardiovascular risk score is calculated on the SCORE chart. SPSS 20.0 package program was used to evaluate the research data. Results: A total of 390 male participants were included in the study. The mean SCORE risk value of the patients was 4.79±4.01. The scores were obtained from the Cardiovascular Diseases Risk Factors Knowledge Level scale with a mean of 18.91±3.83 and a median of 19. Educational status and monthly income were found to be effective on the Cardiovascular Diseases Risk Factors Knowledge Level scale score in the model. It was determined that there was a very weak negative correlation between the SCORE Risk Scores and the Cardiovascular Diseases Risk Factors Knowledge Level scale scores of the patients, but it was not statistically significant. Conclusion: For the patients whose Cardiovascular Diseases Risk Factors Knowledge Level scale mean scores are below the median level attention can be paid to the importance and priority of raising awareness on CVD risk factors.

Devamını okumak için tıklayın →

2023 · Erciyes Medical Journal

Determinants of Frailty and Gait Speed in People Over 65 Years of Age

Mehmet ARSLAN, Meryem ASKİN, Esra KOÇ, Melih Kaan SÖZMEN

Genel ve Dahili Tıp · Geriatri ve Gerontoloji

Objective: Several factors in our life process may directly contribute to frailty or are associated with diseases that can lead to frailty. In this study, we aimed to determine the factors and life events that contribute to frailty and affect gait speed using several tests. Materials and Methods: This cross-sectional study included patients aged 65 and above. The Tilburg Frailty Indicator (TFI), the timed up and go (TUG) test, and the gait speed (GS) test were used. Independent determinants for different types of frailty and TUG and GS scores were examined using multivariate logistic and linear regression models. Results: There were 263 individuals included in this study. The mean age of the individuals was 72.53±5.83 years old, and 46% of the individuals (n=121) were frailty. The total frailty score of the participants was 4.59±3.10, the mean TUG score was 10.28±3.11 s, and the GS score was 0.80±0.30 m/s. Female sex (adjusted odds ratio [aOR]=5.3), middle and bad health perception (aOR=6.8, aOR=58.3), poor living environment satisfaction (aOR=14.3), and TUG test score (aOR=1.6) were significantly associated with an increase in risk for frailty. Conclusion: In this study, as we have found that factors such as sex, health perception, and gait speed affect frailty and factors such as age, polypharmacy, and frailty affect gait speed; the quality of life of the elderly can be improved with suitable intervention for these factors.

Devamını okumak için tıklayın →

2023 · Ankara Medical Journal

THE EFFECTS OF VDR GENE POLYMORPHISMS AND LIFESTYLE FEATURES ON VITAMIN D LEVELS OF POST MENOPAUSAL WOMEN

Meryem ÇAKIR, Esra Meltem KOÇ, Mustafa SOYÖZ, Hatice İlayhan KARAHAN ÇÖVEN, Serpil AYDOGMUS, Kaan SOZMEN

Biyoloji · Beslenme ve Diyetetik · Kadın Hastalıkları ve Doğum · Endokrinoloji ve Metabolizma

Objectives: Vitamin D deficiency is a common situation for women who are in menopause due to various reasons. This study aims to investigate the effect of VDR gene polymorphisms and lifestyle on vitamin D levels of women in menopause. Materials and Methods: The study was planned in a cross-sectional descriptive design. Data was collected with a sociodemographic and lifestyle habits question form, and patients' blood samples were obtained for vitamin D levels and genetic tests. The data was evaluated by using SPSS 16.0 software. The logistic regression analysis model was created using the Backward elimination method, and the P-value below 0.05 was considered statistically significant. Results: The study was carried out on 303 menopausal women. The frequency of vitamin D deficiency in patients was 71.95%. Receiving vitamin D and Omega-3 supplements and having prolonged sleep duration were found to be protective factors from vitamin D deficiency. Of the VDR gene polymorphisms, the Bsml bb genotype was found to protect from vitamin D insufficiency, while the ApaI bb genotype increased the risk of vitamin D insufficiency. Conclusion: Vitamin D levels may be low in people who do not have sufficient sleep time. Our study found that the APA I aa genotype increased the risk of vitamin D deficiency, while the BsmI bb genotype protected from vitamin D deficiency. More studies are needed on the effects of lifestyle habits and genetic factors on serum vitamin D levels.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · İzmir Tepecik Eğitim Hastanesi Dergisi

Birinci Basamakta Bel Ağrısına Yaklaşım ile İlgili Aile Hekimliği Asistanlarının Bilgi Düzeyinin Değerlendirilmesi

MUSTAFA KARATAS, Esra KOÇ, Hilal AKSOY, Aliye TOSUN

Genel ve Dahili Tıp · Rehabilitasyon

Amaç: Bel ağrısı aile hekimine en sık başvuru nedenleri arasında 5. sırada yer almaktadır. Hastaların sadece %15’inde bel ağrısı nedenini açıklayabilecek bir neden tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada amaç aile hekimliği asistanlarının, birinci basamakta bel ağrısına yaklaşım ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı nitelikteki çalışmada araştırmanın evrenini İzmir ilindeki toplam 161 aile hekimliği asistanı oluşturmaktadır. Katılımcılara yüz yüze olarak yazılı onamları alındıktan sonra demografik bilgilerini, bel ağrısı hakkında genel bilgilerini, fizik muayene bulguları hakkında bilgilerini ve klinik bilgilerini değerlendiren 20 sorudan oluşan anket uygulandı. İstatistiksel analizler SPSS v.22 paket programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışma kapsamına 114 asistan dahil edildi. Yaş ortalamaları 29,18±3,020 yıl idi. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon rotasyonu yapanlar 23 kişi (%20,2) idi. Meslekte çalışma yılı arttıkça verilen doğru cevap sayısında azalma, branşta yılın artması ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon rotasyonu yapılması ile verilen doğru cevapların sayısının arttığı görüldü. Meslekte yıla, branşta yıla ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon rotasyonu yapmaya göre verilen doğru cevap arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Aile hekimliği asistanları fiziksel tıp ve rehabilitasyon rotasyonu yapmaları için teşvik edilmeli ve hekimlerin mezuniyetlerinden sonra belirli dönemlerde meslek içi eğitim almaları sağlanmalıdır.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · Medicine Science

Evaluation of possible telehealth scenarios in Turkey by family medicine residents in Izmir

Arif ERBAYRAKTAR, Esra KOÇ, Gülseren PAMUK

Tıbbi İnformatik · Sağlık Politikaları ve Hizmetleri

This study aims to evaluate the socio-demographic characteristics of the family medicine residents in Izmir, their thoughts on telehealth and possible scenarios on this topic. It aims to find a correlation between these variables and to increase awareness of telehealth. 158 physicians, who were doing their family medicine residencies in training & research hospitals and university hospitals in Izmir, took part in our cross-sectional study by answering an online survey. After informing the participants of the study's details, we obtained an informed consent from each volunteer. We applied the survey on socio-demographic and general information about telehealth, which we prepared in alignment with the relevant literature. The participants went through fictionalized scenarios and their input was recorded. 48.1% of the participants were female, 51.9% were male, and the mean age was 28.82±4.53. 76.6% of the participants stated they had heard of telehealth before. According to the replies, radiology was the most common area of telehealth applications with 84.8%, and the telehealth target group was physically disabled with 81.0%. The approval rate of the most accepted scenario was 98.1% (Screening Notification). While the most common benefit of the scenarios was increased access to health care, the most common obstacle was technical prerequisites. We concluded that most physicians were aware of telemedicine and they wanted the scenarios to be implemented in common practice. They stated that they can adapt to scenarios higher than patients. Considering the willingness of physicians to implement telehealth practices, the necessary studies and regulations about telehealth should gain momentum in our country.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · STED/Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi

Kan Basıncı Farkındalığı ve İçgörü Ölçeği (KFİÖ): Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması

Medine YILMAZ, Gamze KUNDAKÇI, Gülçin UYANIK, Gülseren PAMUK, Esra KOÇ

Halk ve Çevre Sağlığı · Kalp ve Kalp Damar Sistemi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Kan Basıncı Farkındalığı ve İçgörü Ölçeği (KFİÖ)’nin Türkçeye uyarlanması ile geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılmasıdır. Gereç-Yöntem: Metodolojik ve tanımlayıcı tipte yapılan çalışmanın örneklemi 188 bireyden oluşmuştur. Görüşme formu ve KFİÖ veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. İstatistiksel analizler Jamovi programında yapılmıştır. Bulgular: Geçerlik analizleri sonucu ölçek maddelerinin hedeflenen kavramsal yapıyı ölçtüğü (KGİ=1,00, KMO=0,74, Barlett testi Sig.<0,05), açıklayıcı faktör analizi sonrası ölçeğin orijinalinde olduğu gibi tek boyuttan oluştuğu belirlenmiştir. Güvenirlik analizlerinde değişmezlik yeterli, iç tutarlılık (Cronbach’s Alfa=0,75) oldukça güvenilir bulunmuştur. Sistolik kan basıncı ortalaması 129,63±17,80; diastolik kan basıncı ortalaması ise 78,36±11,17 mmHg’dır. Ölçek puan ortalaması 4,52±2,37’dir. Sonuç: KFİÖ’nin Türk toplumunda kan basıncı farkındalığı ve içgörüsünü ölçmek için kullanılabileceği belirlenmiştir.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Dergisi

MEME MR’DA ARKA PLAN KONTRASTLANMASININ MEME PARANKİMİ VE MEME LEZYONLARININ MORFOFİZYOLOJİK ÖZELLİKLERİ İLE İLİŞKİSİ

Zehra ADIBELLİ, Leyla İSAYEVA, Ali Murat KOÇ, Yasar YİLDİZ, Mahmut ÖKSÜZLER, Esra KOÇ

Tıbbi İnformatik · Kadın Hastalıkları ve Doğum · Patoloji · Nörolojik Bilimler · Sağlık Bilimleri ve Hizmetleri

Giriş: Bu çalışmadaki amacımız; meme arka plan kontrastlanmasını (APK) tiplendirerek, meme parankimal doku yoğunluğu (PDY), malign ve benign lezyonların dağılımı, malign (hormon reseptörlerine göre) ve benign lezyonların subtipleri, hasta yaşı ve meme hacmi ile ilişkisinin olup olmadığını göstermektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 1210 hasta dinamik meme manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile değerlendirildi. APK şiddetinin düzgün değerlendirilmesi için neoadjuvan kemoterapi, hormon terapi, mastektomili hastalar ve erkek hastalar ile meme MR bulgularına göre BIRADS 1 olarak raporlanan ancak diğer meme görüntülemelerinde her hangi lezyon tespit edilen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bu kriterlere uyan toplam 899 hasta çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Tüm lezyonların en sık perimenapozal dönemde görüldüğü belirlendi. Toplam 256 hastanın patolojik sonucu olup bu hastaların 140’ı malign,116’ı benign grupta değerlendirildi. Benign lezyonu olan hastalarda APK ve PDY daha yüksek bulundu, fakat benign subgruplar arasında korelasyon saptanmadı. Öte yandan, malign lezyonu olan hastalarda APK ve PDY daha düşük bulundu. APK ve PDY açısından malign lezyonların moleküler subtipleri, menapoz durumu ve meme hacmi arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı (p = 0.739, 0.426, 0.344, 0.933, sırasıyla). Memede BIRADS 1, benign ve malign lezyon görülen hastalarda menopoz durumları açısından gruplar arasında istatistiki açıdan anlamlı fark saptandı (p<0.001). Sonuç: Benign lezyonu olan hastalarda APK ve PDY yüksektir, ancak benign subgruplar arasında ilişki gösterilememiştir. Aynı şekilde PDY ve APK malign hastalarda düşüktür. Yüksek APK ile malign lezyonlar ve subtipleri arasında ilişki saptanmamıştır. Çalışmamıza göre yüksek APK, dens meme parankim yoğunluğu meme malignitesi gelişimi için bir risk faktörü değildir.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · Forbes tıp dergisi (Online)

Testis Kanseri Hastalarında Yeni Bir Prognoz Göstergesi: Ortalama Trombosit Volümü

Sacit GÖRGEL, Yiğit AKIN, Esra KOÇ, Osman KÖSE, Serkan ÖZCAN, Yüksel YILMAZ

Genel ve Dahili Tıp · Hematoloji · Onkoloji

Amaç: Testis kanseri (TCa), 15-35 yaş arası erkeklerde halen en sık görülen solid organ kanseridir. Ortalama trombosit hacmi (MPV) değişikliği bazı kanserlerde gösterge olarak kullanılmaktadır. TCa’da prognostik faktörlerden biri olarak MPV düzeylerini ve önemini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Ocak 2006 ile Ekim 2019 tarihleri arasında kliniğimize ait tüm TCA verileri araştırıldı. Toplam 133 hasta TCA tanısı aldı. Yaş, tümör boyutu, kan testleri, lenfovasküler invazyon, patolojik evre, epididim invazyonu, spermatik kord, cerrahi sınır, radyolojik incelemelerde retroperitoneal lenf nodu tutulumu ve metastaz gibi klinikopatolojik veriler kaydedildi. MPV’nin potansiyel prognostik değeri, ROC eğrileri kullanılarak değerlendirildi. Prognostik faktörler analiz edildi. Anlamlı p, p<0,05 idi. Bulgular: ROC eğrisi analizinde ortalama yaş 39,22±10,25 idi ve MPV’nin hastalığa özgü sağkalım (HÖS) için optimal cut-off değeri 7,9 fL idi. DSS için ilerleme Kaplan-Meier analizlerinde azalmış MPV için daha kötüydü (p<0,001). Tek değişkenli analizler, ameliyat öncesi insan koryonik gonadotropini ve MPV’nin istatistiksel olarak anlamlı prognostik faktörler olduğunu gösterdi (sırasıyla; p=0,002, p<0,001). MPV, çok değişkenli cox regresyon modelinde bağımsız prognostik faktör olarak belirlenen tek faktördü (p<0,001). HÖS için MPV’nin optimal cut-off değeri ROC analizinde 8,37 fL idi. Azalan MPV seviyeleri ayrıca genel sağkalım (GS) için kötü ilerleme gösterdi (p<0,001). Sonuç: Azalmış MPV seviyeleri, TCA hastalarında HÖS için risk faktörlerinden biri olarak tanımlanabilir. MPV’si azalmış TCa hastalarında kötü GS riski de vardır.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · Journal of Basic and Clinical Health Sciences

The COVID-19 Pandemic and Artificial Intelligence (AI) Applications in Health: How Much Are We Interested in?

Mehmet Burak Oztop, Ahu Pakdemirli, Dilek Orbatu, Ahmet Emin Erbaycu, Senem Alkan Özdemir, Banu Basok, Semih Bitim, Onur Doğan, Deniz Türsel Eliiyi, Orhan Er, Abdulkadir Hızıroglu, Elif Güler Kazancı, Esra Meltem Koc, Gizem Çalıbaşı Koçal, Mehmet Yekta Öncel, Mustafa Berktaş

Tıbbi İnformatik · Parazitoloji

Purpose: New viruses have emerged, causing global damage and mass deaths that can spread to international borders, the latest of which is the new coronavirus (COVID-19). After the Second International Congress on Artificial Intelligence in Health, themed "Artificial Intelligence in Health During COVID-19 Pandemic Process" organized online by İzmir Bakırçay University and İzmir Provincial Health Directorate with the contributions of the International Association of Artificial Intelligence in Health, a questionnaire was conducted to evaluate the knowledge of the participants about artificial intelligence applications. Material and Methods: This study aimed to evaluate the interest of the congress participants in this field with the questions which form the questionnaire such as the duration of the interest of the participants in the field of artificial intelligence in health, their publication status, the development of studies on artificial intelligence with the COVID-19 pandemic, demographic structures such as age and gender, and educational level. 130 participants answered the questionnaire consisting of 23 questions. Questionnaire responses were analyzed in a statistical setting. Results: We found that 130 people filled out the questionnaire and the majority of the participants were female, with participation from many organizations, but university staff showed more interest. We have seen that the 30-39 age group is more interested in artificial intelligence than the other age groups, but the majority of the participants do not have academic studies in this field. We found that the technical terms related to artificial intelligence were not well known by the participants, and that the number of participants who tended to this field, especially in the recent year, was high. Another important point was that people working in this field stated that they would definitely follow up if scientific activities continued. Conclusion: We know how important congresses, symposiums, courses and other meetings are, especially for scientist candidates, which will be held to raise awareness about the usage areas of artificial intelligence-based health technologies, to develop new communication and work networks by bringing together different disciplines, to create an agenda and to lay the groundwork for new studies, and we think that there is a need for many repetitive activities in this field and that these activities should be continued.

Devamını okumak için tıklayın →

2022 · Türkiye Aile Hekimliği Dergisi

Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Kanıta Dayalı Tıp Farkındalık Düzeyleri

Mehmet ARSLAN, Elif KESKİN ARSLAN, Halime Seda KÜÇÜKERDEM, Meryem ASKİN, Esra KOÇ, Melih Kaan SÖZMEN, Gülseren PAMUK, Yusuf Cem KAPLAN

Tıbbi İnformatik · Eğitim, Eğitim Araştırmaları · Genel ve Dahili Tıp

Amaç: Kanıta dayalı tıp, klinikte hastayla ilgili kararlar alırken hekimin kişisel deneyimlerine, hasta değer ve beklentilerine, var olan kanıtlanmış bilgileri entegre etmesi, bu bilgilerin dikkatli, açık ve mantıklı bir şekilde kullanılmasıdır. Bu çalışmanın amacı, bir tıp fakültesi öğrencilerinin kanıta dayalı tıp ile ilgili farkındalıklarının değerlendirilmesi ve elde edilecek veriler ile öğrencilerin tıp eğitimi süresince kanıta dayalı tıp ile ilgili teorik ve pratik ders içeriğinin belirlenmesine ışık tutmaktır. Yöntem: Çalışmanın evrenini, tıp fakültesi dönem 3, 4, 5 ve 6 öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmada kullanılmak üzere araştırmacılar tarafından geliştirilmiş, toplamda 23 sorudan oluşan anket formları hazırlandı ve istatistiksel değerlendirmede ki-kare testi ve Fisher’s exact test kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya 163 öğrenci dâhil edildi. Katılımcıların %43,6’sı kanıta dayalı tıp eğitimi almıştı ve katılımcıların %92’si kanıta dayalı tıbbı duymuştu. Katılımcıların %78,5’i kanıta dayalı tıp ile ilgili daha fazla bilgi edinmek istiyordu. Tıbbi bilgi edinmek için katılımcıların %93,9’u ders notları, %75,5’i ders kitabı kullanıyordu ve veri tabanlarını bilme durumları açısından %81’i Pubmed, %58,3’ü Google Akademik, %55,3’ü Medline, %35’i UpToDate’i biliyordu. Sonuç: Mevcut kanıta dayalı tıp kaynaklarına ilişkin farkındalığın artırılmasına ve bunlaraerişim sağlanmasına gereksinim vardır. Kanıta dayalı tıp eğitimi için üniversitelerde uygun müfredat hazırlanmalı ve kanıta dayalı tıbbın önündeki engeller ortadan kaldırılmalıdır.

Devamını okumak için tıklayın →

2021 · STED/Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi

İzmir’deki Aile Hekimliği Asistanlarının Çocuk İstismarı ve İhmali Konusundaki Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi

Elif ÇETİN, Esra KOÇ, Hilal AKSOY

Halk ve Çevre Sağlığı · Sağlık Politikaları ve Hizmetleri · Hemşirelik

Amaç: Bu çalışmanın amacı çocuk istismar ve ihmali konusunda İzmir’deki aile hekimliği araştırma görevlilerinin bilgi düzeyleri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan bu çalışma 15.04.2018–15.10.2018 tarihleri arasında İzmir ilinde aile hekimliği asistanlık eğitimi veren dört hastanede gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 17 soruluk sosyodemografik veri anketi ve hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla “Çocuk İstismarı ve İhmali Bilgi Testi” kullanılmıştır. İstatistiksel analiz SPSS Statistics ver. 22.0 programı ile yapıldı. İstatistiksel analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde p< 0,05 anlamlı farklılığın göstergesi olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 88’i (%67,7) kadın, 42’si (%32,3) erkek olmak üzere toplam 130 aile hekimliği araştırma görevlisi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 27,8±2,5 idi. Tıp fakültesinde çocuk istismarı ve ihmali eğitimi alanların ortalama puanı (35,1±3,7) tıp fakültesinde çocuk istismarı ve ihmali eğitimi alamayanların ortalama puanına (32,7±7,0) göre daha yüksek bulundu. Çalışmamıza katılan asistanlardan 19’u (%14,6) meslek hayatı boyunca çocuk istismar vakası tespit ettiği ve tespit eden hekimlerin %78,9’unun en çok “bildirim yapma ve yasal süreç” konusunda zorlandıkları belirlendi. Çalışmamızdaki hekimlerin %50,7’sinin çocuk istismarı ve ihmali hakkında kendilerini yetersiz gördüğü, 126’sının (%96,9) çocuk istismarı ve ihmali hakkında bilgilenme ihtiyacı duyduğu saptandı. Kadınların “Çocuk İstismarı ve İhmali Bilgi Testi”nden aldıkları ortalama puan (34,7±4,9) erkeklerin ortalama puanına (31,8±7,0) göre daha yüksek saptandı ve istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,014). Sonuç: Aile hekimleri biyopsikososyal yaklaşım modeli ile önemli bir halk sağlığı sorunu olan çocuk ihmali ve istismarı ile mücadelede üzerine düşen görevlerini yerine getirmelidir. Aile hekimlerinin bu görevi etkin ve etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri için, mezuniyet öncesi ve sonrasında gerekli eğitimler verilerek bu konudaki bilgi ve duyarlılık düzeyleri artırılmalıdır.

Devamını okumak için tıklayın →

2020 · Haseki Tıp Bülteni

Altmış Beş Yaş ve Üzeri Kişilerde Kırılganlık ile İlaç Kullanımı ve Polifarmasi Arasındaki İlişki

Mehmet ARSLAN, Elif KESKİN ARSLAN, Esra KOÇ, Melih Kaan SÖZMEN, Yusuf Cem KAPLAN

Sağlık Politikaları ve Hizmetleri · Geriatri ve Gerontoloji

Amaç: Kırılganlık son yıllarda gittikçe önem kazanan bir durumdur. Çalışmamızda 65 yaş üzeri kişilerde kırılganlık ile ilaç kullanımı ve polifarmasi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntemler: Çalışmaya aile hekimliği polikliniklerine başvuran 65 yaş üstü kişiler dahil edildi. Çalışmamızda Tilburg kırılganlık ölçeği, kalk ve yürü testi ve yürüme hızı testi kullanıldı. Çok değişkenli doğrusal ve lojistik regresyon modeli uygulandı.Bulgular: Beş ve üzerinde ilaç kullananlar (polifarmasi), katılımcıların %49,1’ini oluşturmaktaydı. Polifarmasi olanların %55,6’sı (n=74) kırılgandı. İlaç kullanımı olanlarda ve polifarmasi saptananlarda kronik hastalık sayısı, Tilburg kırılganlık ölçeği toplam skoru, kalk ve yürü testi skoru istatiksel anlamlı olarak daha yüksek; yürüme hızı testi skoru istatiksel anlamlı olarak daha düşük bulundu. Cinsiyet (β=-0,560, %95 Cl=-0,943;-0,177) ve kronik hastalık sayısının (β=1,496, %95 Cl=1,376; 1,616) toplam ilaç sayısı üzerine etkili olduğu saptandı. Polifarmasi üzerine yapılan lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre; kadın cinsiyetin (aOR=3,4, %95 Cl=1,412-8,639), bekar/dul olmanın (aOR=2,8, %95 Cl=1,133-7,201), kronik hastalık sayısının (aOR=6,8, %95 Cl=4,218-11,075) polifarmasi riskini artırdığı tespit edildi.Sonuç: Çalışmamızda polifarmasi tespit edilen yaşlılarda, kırılganlık skoru ve yürüme hızlarında belirgin olarak kötüleşme tespit edilmiştir. Altmış beş yaş üstü kişilerde ilaç kullanımı daha dikkatli bir şekilde sorgulanmalı, polifarmasi olan bireylerin kırılganlığa yatkın olabileceği unutulmamalıdır.

Devamını okumak için tıklayın →

2020 · Tüberküloz ve Toraks

Hastanede yatan kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda D vitamini durumu

Nurdan KÖKTÜRK, Esra KOÇ, Tuğba KÖRLÜ AKKALE, Sakine BAHÇECİOĞLU

Solunum Sistemi · Genel ve Dahili Tıp

Giriş: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)’nın ve D vitamini eksikliğinin her ikisi de dünya çapında sağlık sorunlarıdır. D vitamininin bulaşıcı patolojilerde önemli rolü olduğu bilinmektedir. Ayrıca, KOAH alevlenmesinde de D vitamininin rolü olduğu ile ilgili çelişkili sonuçlar vardır. Bu çalışma, KOAH›lı hastalarda vitamin D eksikliğinin yaygınlığını; hastanede yatan KOAH’lı hastaların alevlenme belirteçleri ve uzun dönem mortalite ile D vitamini arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için tasarlandı. Materyal ve Metod: Ocak 2010-Haziran 2013 tarihleri arasında hastanede yatmış 117 KOAH hastası çalışmaya dahil edildi. Bilgilere hasta kayıtları ve hastanenin elektronik veri tabanı aracılığıyla ulaşıldı. D vitamini ve/veya kalsiyum tedavisi gören ve astım şüphesi alan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 117 hastanın hiçbiri D vitamini replasmanı almamaktaydı. Ortalama yaş 67.95 ± 9.8 yıl idi. Erkek/ kadın hasta sayısı 104/13’tü. Zorlu ekspirasyonun birinci saniyesinde atılan volüm (FEV1%) 39.97 ± 18.45 idi. Yüz on beş hastada D vitamini eksikliği vardı, sadece iki hastanın D vitamini ≥ 30 ng/dL idi. Hastaların 79 (%69.5)’unda ciddi D vitamini eksikliği (< 10 ng/dL) vardı. D vitamini 10 ng/dL’nin altında olan ve 10 ng/dL ve üzerinde olan gruplar arasında alevlenme sıklığı, mikroorganizma üremesi, ortalama hastanede kalma süresi, ortalama FEV1 ve sağkalım açısından farklılık saptanmadı. Vitamin D düzeyi ve alevlenmenin belirteçleri arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Sonuç: Türkiye’de KOAH hastalarında ciddi D vitamini eksikliği oldukça yaygındır. Ancak, bunun alevlenme ve uzun süreli sağkalım ile bir ilişkisi yoktur.

Devamını okumak için tıklayın →

2020 · Eurasian Journal of Family Medicine

Sağlık Yönetimi Öğrencilerinin 4207 Sayılı Kanun Hakkındaki Tutumları

Fatma OZLEM YILMAZ, Esra KOÇ, Meryem ASKİN, Rabia KAHVECİ, Musa OZATA

Halk ve Çevre Sağlığı · Sağlık Politikaları ve Hizmetleri

Amaç: “Ulusal Tütün Kontrol Programı”, Sağlık Bakanlığı tarafından 4207 sayılı kanunda değişiklik yapılarak 2009 yılında geliştirildi ve tüm kapalı alanlar dumansız hale getirildi. Halkın bilinçlendirilmesi için “Dumansız Hava Sahası” sloganıyla ulusal medya kampanyası başlatıldı. Çalışmamızın amacı, “Dumansız Hava Sahası” uygulamasından dört yıl sonra Türkiye'deki bir üniversitede, sağlık yönetimi bölümü öğrencilerinin sigara kullanma durumlarını ve 4207 sayılı kanun hakkındaki tutumlarını belirlemektir.Yöntem: Bu çalışmada araştırmacılar tarafından geliştirilen 33 sorudan oluşan bir anket ve sigara kullananların bağımlılık düzeylerini saptamak için Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Ölçeği kullanıldı.Bulgular: İkiyüz kırk dört öğrencinin %62'si kadındı. Öğrencilerin %3,3'ü sigarayı bırakmıştı ve %10,7'si aktif sigara kullanıcısıydı. Kadınların %5,2'si ve erkeklerin %19,3'ü sigara kullanmaktaydı. Sigara kullananların %87,5'i sigara kullanma alışkanlığının zararlı olduğunu düşünmekteydi. Öğrencilerin %41,4'ü 4207 numaralı yasanın genel olarak toplum tarafından kabul edildiğini düşünüyordu.Sonuç: Sağlık yöneticilerinin sigara içme sıklığının azaltılması ve 4207 sayılı kanun hakkında farkındalıklarının arttırılması sağlık politikasının uygulanabilmesi için çok önemlidir. Bu nedenle araştırmamızın bu konuyu vurgulaması ve 4207 sayılı yasa hakkında farkındalığı arttırması önem taşımaktadır.

Devamını okumak için tıklayın →

2020 · Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN KLİNİK UYGULAMA REHBERLERİ ALANINDAKİ FAALİYETLERİ

Rabia KAHVECİ, Esra KOÇ, Hilal AKSOY, Duygu AYHAN BAŞER

Sağlık Politikaları ve Hizmetleri

Klinik uygulama rehberleri hasta bakımında standardizasyonu sağlaması, kaliteli ve maliyet etkili sağlık hizmeti sunumunu artırması sebebiyle gün geçtikçe artan popüler bir araç haline gelmiştir. Klinik uygulama rehberlerinin gelişiminin dünyadaki örneklerine bakıldığında birçok büyük ve önemli kuruluşun bu alanda çalışmaları olduğu görülmektedir. Ülkemizde ise klinik uygulama rehberleri Sağlık Bakanlığı ve sağlık alanında faaliyet göstermekte olan sivil toplum kuruluşları tarafından geliştirilmektedir. Bu çalışmanın amacı ülkemizde Sağlık Bakanlığı birimleri tarafından geliştirilen mevcut rehberleri listeleyip özelliklerine göre haritalamasını yapmaktır. Çalışmamızda ülkemizde 01.05.2020 yılına kadar yayınlanmış klinik uygulama rehberleri araştırıldı. T.C. Sağlık Bakanlığı çatısı altında faaliyet gösteren birimlerin web sayfaları incelendi. Sağlık Bakanlığı e-kütüphanesi ve arama motorlarında “rehber”; “kılavuz” ve “protokol” anahtar kelimeleri ile aramalar yapıldı. Rehberlerin geliştirildiği kuruluş ve tarihine göre “Türkiye İçin Sağlık Bakanlığı Birimleri Klinik Uygulama Rehberi Haritası” çıkarıldı. Tarama sonucunda ulaşılabilen rehber sayısı 147’dir. Rehberlerin %100’üne online olarak ulaşılabilmekte idi. Rehberlerin metodolojik gelişimlerinin çoğu rehberde yazılmamış olduğu dikkat çekmiştir. Rehberlerin büyük kısmının Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından geliştirildiği saptandı. Rehberler sağlık profesyonellerinin sağlık hizmeti sunumunda günlük pratikte karşılaşabilecekleri konular ve hastalıklar ile ilgiliydi. Sağlık bakım hizmetinde önemi giderek artan rehberlerin eksik tarafları dikkate alınarak geliştirilmesinin ve kullanımının yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

Devamını okumak için tıklayın →

2020 · Tıp Eğitimi Dünyası

Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Hekimlik Mesleğine Yönelik Tutumları: Preklinik ve Klinik Eğitim Dönemlerinin Karşılaştırılması

Funda İfakat Tengiz, Asya Banu Babaoğlu, Esra KOÇ, Gülseren Pamuk

Eğitim, Eğitim Araştırmaları · Genel ve Dahili Tıp

Amaç: Tutum, “yaşantı ve deneyimler sonucu oluşan, bireyin ilgiliolduğu tüm nesne ve durumlara karşı davranışları üzerinde yönlendiriciya da dinamik bir etkiye sahip, ruhsal hazırlık durumu” olarak tanımlanır.Tutumun, bireylerin davranışlarını yönlendirici ve başarılarında etkilibir eleman olduğu belirtilmektedir. Tutumlar varsayılan değişkenlerdirve doğrudan ölçülemezler. Bu nedenle, tutumları değerlendirmekiçin bireylere düşüncelerini, duygularını ve olaylara tepkileri sorulur.Yeni bilgi ve deneyimler tutumların değişmesine sebep olur. Öğrencidavranışlarının olumlu yönde değişmesi, başarısının arttırılması içintutumlarının ölçülüp gerekli değişimlerin yapılması önemlidir. Buçalışmanın amacı, tıp fakültesi öğrencilerinin hekimlik mesleğineyönelik tutumlarını ve tutumlarda preklinik ile klinik dönem arasındafark olup olmadığını belirlenmektir. Yöntem: Kesitsel tipteki çalışmada, 2017-2018 akademik yılında tek bir tıp fakültesindemezuniyet öncesi dönemde eğitim görenöğrencilere Batı ve arkadaşları tarafındangeliştirilen, geçerli ve güvenilir bir ölçek olan“Hekimlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği(HMTÖ)” uygulanmıştır.Veri analizi için SPSS 25.0 Paket programı(IBM Corp. Released 2011) kullanılmıştır.Tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U veKruskal-Wallis testleri kullanılmıştır.Bulgular: Araştırmaya öğrencilerin %64.31’i(n=564) katılmıştır. Ölçek ortanca değeri93 bulunmuştur. Ölçeğin toplam puanısınıflar arasında farklılık göstermemektedir.Ölçek alt boyutları olan “isteklilik, yardımcıolma ve mesleğe adanmışlık” da sınıflararasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkgöstermemektedir.Çalışma grubunun %48.8’ini (n=275) preklinikdönemde bulunan öğrenciler oluşturmaktadır.Preklinik ve klinik grupların ölçek toplampuanları karşılaştırıldığında, iki grup arasındaistatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir.Ölçeğin alt boyutlarının karşılaştırılmasında daher iki grubun tutumları arasında istatistikselolarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.Sonuç: Çalışmanın yapıldığı tıp fakültesindemezuniyet öncesi dönemde eğitim alanöğrencilerin hekimlik mesleğine yöneliktutumlarında, klinik öncesi ve sonrası yıllararasında fark olmadığı saptanmıştır.

Devamını okumak için tıklayın →

2019 · Medicine Science

Evaluation of the relationship between health belief of breast cancer screening and health anxiety; A cross-sectional study

Meryem ASKİN, Esra KOÇ, Merve Yekta ATES, Mehmet ARSLAN, Gizem DAG, Ali Murat KOÇ, Melih Kaan SÖZMEN

Genel ve Dahili Tıp · Onkoloji · Psikoloji

Breast cancer (BC) is the most frequent type of cancer among women. Screening and early diagnosis is crucial for reducing the disease burden. However the screening rates for BC is not at desired levels. Health belief and health anxiety are two conditions that affect participation in cancer screening. The aim of this study is to explore the relationship between health beliefs regarding breast cancer screening and health anxiety among women. This cross-sectional study included 301 women between 20 and 69 years of age who were admitted to the family medicine outpatient clinic. The study data was collected using the Health Anxiety Inventory (HAI) and Champion’s Health Belief Model Scale (CHBMS). The questionnaires were filled with face-to-face interview technique. To explain the relationship between anxiety and the components of the health belief model a multivariate linear regression model was used. High anxiety levels were positively correlated with the seriousness and health motivation components and negatively correlated with the self-efficacy component of the health belief model related to breast cancer (p<0.001, p<0.001, p=0.001, respectively). No significant relationship was detected between anxiety and the other components of the health belief model. In this study, it was observed that people with high levels of health anxiety score high in the seriousness and health motivation components and low in the self-efficacy component of the health belief model. Health anxiety can particularly affect health behavior and its effect on the decision to engage in screening programs.

Devamını okumak için tıklayın →

2019 · Cyprus Journal of Medical Sciences

Impact of the Mean Platelet Volume on Muscle-Invasive Bladder Cancer: An Initial Report From a Pioneer Center

Yiğit AKIN, Sacit GÖRGEL, Esra KOÇ, Osman KÖSE, Serkan ÖZCAN, Yüksel YILMAZ

Genel ve Dahili Tıp · Hematoloji · Onkoloji

BACKGROUND/AIMSThe mean platelet volume (MPV) is used nowadays to predict the cancer prognosis. As the incidence of muscle-invasive bladder cancer (MIBC) is rising, we aimed to determine the disease-specific survival (DSS) and overall survival (OAS) rates in MIBC using MPV in patients who underwent radical cystectomy.MATERIAL and METHODSThis is a retrospective analysis of data from an ongoing bladder cancer project. A total of 168 patients with bladder cancer who underwent cystectomy were enrolled between February 2006 and 2016. A potential prognostic value of MPV was evaluated using the receiver operating characteristic (ROC) curve analysis. We examined the impact of MPV on patients’ DSS and OAS. ROC curves were drawn. A p-value <0.05 was considered to be statistically significant.RESULTSThe mean age was 62.10±9.26 years. There were 156 (92.9%) men and 12 (7.1%) women. The optimal MPV cutoff value for DSS was 8.37fL. The group with a lower MPV showed worse progression with regard to DSS and OAS (p<0.001). Age (p=0.024), MPV (p=0.001) were independent prognostic factors for predicting DSS. Additionally age (p=0.003), and MPV (p<0.001) were determined as independent prognostic factors for predicting OAS.CONCLUSIONA decreased MPV can be an independent prognostic factor in patients with MIBC. If the MPV is lower than 8.37fL, DSS and OAS may worsen.

Devamını okumak için tıklayın →

2019 · Düzce Tıp Fakültesi Dergisi

Kadınların Cinsel Fonksiyonlarını Etkileyen Faktörlerin ve Kontraseptif Yöntem Tercihlerinin Değerlendirilmesi

Meryem ASKİN, Esra KOÇ, Melih Kaan SÖZMEN, Erkan Melih ŞAHİN, Serpil AYDOĞMUŞ

Kadın Hastalıkları ve Doğum · Sağlık Bilimleri ve Hizmetleri

Amaç: Cinsel fonksiyon fiziksel, biyolojik ve duygusal pek çok faktörden etkilenen karmaşık bir süreçtir. Gebelikten korunma yöntemi kullanımı kadınlar arasında oldukça yaygındır ve kadınların cinsel fonksiyonlarını çeşitli yollarla etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı kadınların cinsel fonksiyonlarını etkileyen faktörleri ve gebelikten korunma yöntemi tercihlerini araştırmaktır.Gereç ve Yöntemler: Çalışma kesitsel tanımlayıcı desende planlandı ve 18-49 yaş arasında, menopozda olmayan ve gebelikten korunma yöntemi kullanan kadınlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmada veri toplamak amacı ile sosyodemografik veri formu ve Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (Female Sexual Function Index, FSFI) kullanıldı. Farklı belirleyicilerin cinsel işlev bozukluğu üzerindeki bağımsız etkileri lojistik regresyon analiz modeli ile değerlendirildi.Bulgular: Bu çalışmada kadınların %45,5’inin cinsel fonksiyon bozukluğu (FSFI skoru &lt;26,55) yaşadığı bulundu. Cinsel fonksiyon bozukluğu üzerine oluşturulan lojistik regresyon analizinde, modern korunma yöntemi kullanmanın (OR= 0,393; %95 GA 0,191-0,808) ve gelirinin yeterli olduğunu düşünmenin (OR= 0,405; %95 GA 0,211-0,780) koruyucu faktörler olduğu bulunurken; kronik hastalık varlığı (OR= 2,639; %95 GA 1,074-6,481), vajinal akıntı (OR= 2,121; %95 GA 1,130-3,937) ve korunma yöntemine kendi kendine karar vermenin (OR= 3,331; %95 GA 1,471-7,543) ise risk faktörleri olduğu bulundu.Sonuç: Geleneksel korunma yöntemleri ile kıyaslandığında, modern korunma yöntemleri kullanılması kadınları cinsel fonksiyon bozukluğundan koruyabilir. Kadınların gebelikten korunma yöntemi tercihleri öğrenilerek ihtiyaç duydukları yönlendirmeler yapılır ise cinsel hayatları ve yaşam kaliteleri iyileştirilebilir.

Devamını okumak için tıklayın →

2019 · Aile Hekimliği ve Palyatif Bakım

Sınıf tekrarı yapan tıp öğrencilerinin akademik başarısızlığa bakışları: niteliksel araştırma

Halime Seda KÜÇÜKERDEM, Esra KOÇ, Hüseyin CAN

Eğitim, Eğitim Araştırmaları

Giriş: Tıp fakültesinde akademik başarısızlık ile ilgili birçok niceliksel çalışma mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, tıp fakültesinde akademik başarısızlık alan öğrencilerin, bu konuya bakış açılarının derinlemesine incelenmesi ve altta yatan nedenlerin ortaya konulmasıdır. Yöntem: Çalışma niteliksel araştırma deseninde tasarlandı. Araştırmanın evrenini 2014-2015 öğretim yılında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gören ve başarısızlık alan öğrenciler oluşturdu. Başarısızlık, sınıf tekrarı olarak ele alındığından dönem 4 ve 5 stajlarında başarısız olan öğrenciler çalışmaya dahil edilmedi. Araştırmanın örneklemini sınıf tekrarı yapan dönem 1, 2 ve 3 öğrencilerinden kota örnekleme yöntemiyle seçilen öğrenciler oluşturdu. Veri toplama aracı olarak yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak yarı yapılandırılmış sorular yöneltildi ve görüşmelerin ses kaydı tutuldu. Röportajlar, Nisan-Mayıs 2016 tarihleri arasında yapıldı. Öğrencilerin sosyo‐demografik, kişisel ve akademik niteliklerine ilişkin veri toplamak amacıyla oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanıldı. Verilerin analizinde tematik analiz kullanıldı. Bulgular: Dört kişi tarafından yapılan çözümlemeler sonucunda temalar oluşturuldu: Öğrencilerin fakültenin akademik başarı üzerine etkileri hakkında görüş ve inançları, Çalışma davranışları ile ilgili tutum, inanç ve görüşler, Hekimlikle ilgili duygu ve inançlar, Sosyal çevrenin etkileri hakkındaki görüşler. Analizler sonucunda öğrencilerin yeterli ders çalışmamalarının sınıf tekrarı yapmalarında en sık dile getirilen etmen olduğu belirlendi. Dikkat çeken diğer konular ise öğrencilerin danışmanlık hizmetlerinden yararlanmamaları ve sunum ve anlatış şeklini beğenmedikleri öğretim üyelerinin derslerine devam etmemeleriydi. Sonuç: Öğretim üyeleri tarafından verilen danışmanlık hizmetleri ile ilgili öğrencilere detaylı bilgilendirmenin yapılması ve özellikle sınıf tekrarı yapan öğrencilere bu konuda yetkin eğiticilerce danışmanlık hizmeti sağlanması ile akademik başarıda artış sağlanabilir. Eğiticilere etkili ders anlatımıyla ilgili eğitimler verilmesi ile de öğrencilerin derse devamlılığını sağlayarak akademik başarıları artırılabilir. Fakültenin ilk günlerinden itibaren mesleki tanıtıma gerekli önemin verilmesi ile öğrencilerin öğrenme motivasyonları artırılabilir.

Devamını okumak için tıklayın →